#Şiir | Since Feeling is First – E.E. Cummings

since feeling is first
who pays any attention
to the syntax of things
will never wholly kiss you;
wholly to be a fool
while Spring is in the world

 my blood approves
and kisses are a better fate
than wisdom
lady i swear by all flowers. Don’t cry
—the best gesture of my brain is less than
your eyelids’ flutter which says

we are for each other: then
laugh, leaning back in my arms
for life’s not a paragraph 

and death i think is no parenthesis

#Müzik | Antonio Vivaldi – Concerto for 2 Cellos in G Minor

#Şiir | Yaşamak Telaşı – Edip Cansever

Hiç böyle ısınmamıştım;
Daldaki vişneye,
Vitrindeki aydınlığa,
Salça kokusuna mutfağımın,
Akan dereye, uçan buluta,
Hiç böyle ısınmamıştım yaşamaya.

E. E. Cummings

somewhere i have never travelled,gladly beyond
any experience,your eyes have their silence:
in your most frail gesture are things which enclose me,
or which i cannot touch because they are too near

your slightest look easily will unclose me
though i have closed myself as fingers,
you open always petal by petal myself as Spring opens
(touching skilfully,mysteriously)her first rose

or if your wish be to close me,i and
my life will shut very beautifully,suddenly,
as when the heart of this flower imagines
the snow carefully everywhere descending;

nothing which we are to perceive in this world equals
the power of your intense fragility:whose texture
compels me with the colour of its countries,
rendering death and forever with each breathing

(i do not know what it is about you that closes
and opens;only something in me understands
the voice of your eyes is deeper than all roses)
nobody,not even the rain,has such small hands

Drunk on The Moon

Son kadehi içmemin hoş olmadığının farkındayım. Heyecanımı mazur görün dostlarım, birazdan en büyük hayalimi gerçekleştireceğim, aya adım atacağım. Çocuklığımdan beri hayalini kurduğum o  adım. Yıllarca süren eğitimim sonrasında aylarca süren yerçekimsiz ortamda yaptığım antrenmanlar, günlerce süren yolculuğum, beni bu göreve seçtiren o soğukkanlılığım, arka planda çalan saksafon… Ayda bu denli iyi saksafon çalındığını bilseler, New Orleans’daki jaz barların müdavimleri bir dakika daha orada durmazlar. O yüzden bunu kimseye söylememeliyim. Evet evet, bu bir sır olarak kalmalı. Belki yıllar sonra bir röportajda itiraf ederim. Ah piyanonun o naif melodisi.. İnsanlar bunu bilmemeli. Houston duymuyordur umarım bunları. Hele ki Mark’ın kulağına giderse bu müzik… Ona fazladan viski koymasını söylemiştim kabine. Hepi topu bir şişe koymuş. Ayın karanlık tarafında park ettim sanırım. Ayda saat kaçta hava aydınlanıyor, bunu daha önceden araştırmalıydım. Kendini toplamalısın dostum. Yerçekimsiz ortamda içkinin çarpacağını söyleseler ölürlerdi sanki. Hayalinle aranda birkaç adım var dostum, yapabilirsin. Benim için küçük insanlık için fifi gibi bir cümle bulmalısın. Ah şu işleri son dakikaya bırakmasam olmaz sanki. Armstrong’un aylar öncesinden cümlesini bulduğunu biliyordum oysa. Ama benim kabahatım değil kesinlikle, tüm bu yoğunlukta nasıl vakit bulabilirdim ki?  Bir yandan günün 16 saatini bulan eğitim, bir yandan Margaret’in beni ne kadar özleyeceği düşüncesi, çok uzun kalmamam gerektiği telkinleri… Bir erkek işi ile aşkını birbirinden ayırabilmelidir dostlarım. Fena bir cümle değil gibi ancak aya atacağım ilk adım için uygun olmayabilir, yani olsa olur da olmasa daha iyi. Armstrong’unki daha iyi derler sonra. Cümlelerle aramın iyi olmamasına bir kez daha lanet ettim. Kendimi toparlamalıyım. Sarhoş değilim elbette ancak Houston durumu yanlış anlayabilir. Cümleye gelince, onu da doğaçlama bulurum artık. Bir kadeh daha içebilsem her şey yoluna girecekti oysa. Lanet olsun Mark, bir şişe koyacağına koymasan daha iyi!. Bir kadeh daha içebilseydim, öyle bir adım atardım ki Mark ile Armstrong aya nasıl adım atılırmış görürlerdi. Aya adım atan herkes bilir oysa, bu saatte açık bir bar bulmak mümkün değildir. Kapı açılıyor! Lanet! Kapının otomatik açılacağını kimse söylemedi bana. Hazır değilim, insan bir sorar! Kapıya kadar yalpalamadan gitmeliyim, yoksa Mark’ın dilinden düşmem.

Önce sağ adım, sonra sol, sonra tekrar sağ-sol. Kapının bu kadar yakında olması mı gerekiyordu?! Bu merdiven bu kadar dik olmak zorunda mıydı? Gündüz vakti aya insek ölürdük sanki! Bu karanlıkta ya ters adım atarsam? Sağ önce, sonra sol… Piyano ağırlaştı, saksafon son notalarını üflüyor. Son adım ve son cümle: “Kaskımın içine kusmam iyi olmadı.”