Drunk on The Moon

Son kadehi içmemin hoş olmadığının farkındayım. Heyecanımı mazur görün dostlarım, birazdan en büyük hayalimi gerçekleştireceğim, aya adım atacağım. Çocuklığımdan beri hayalini kurduğum o  adım. Yıllarca süren eğitimim sonrasında aylarca süren yerçekimsiz ortamda yaptığım antrenmanlar, günlerce süren yolculuğum, beni bu göreve seçtiren o soğukkanlılığım, arka planda çalan saksafon… Ayda bu denli iyi saksafon çalındığını bilseler, New Orleans’daki jaz barların müdavimleri bir dakika daha orada durmazlar. O yüzden bunu kimseye söylememeliyim. Evet evet, bu bir sır olarak kalmalı. Belki yıllar sonra bir röportajda itiraf ederim. Ah piyanonun o naif melodisi.. İnsanlar bunu bilmemeli. Houston duymuyordur umarım bunları. Hele ki Mark’ın kulağına giderse bu müzik… Ona fazladan viski koymasını söylemiştim kabine. Hepi topu bir şişe koymuş. Ayın karanlık tarafında park ettim sanırım. Ayda saat kaçta hava aydınlanıyor, bunu daha önceden araştırmalıydım. Kendini toplamalısın dostum. Yerçekimsiz ortamda içkinin çarpacağını söyleseler ölürlerdi sanki. Hayalinle aranda birkaç adım var dostum, yapabilirsin. Benim için küçük insanlık için fifi gibi bir cümle bulmalısın. Ah şu işleri son dakikaya bırakmasam olmaz sanki. Armstrong’un aylar öncesinden cümlesini bulduğunu biliyordum oysa. Ama benim kabahatım değil kesinlikle, tüm bu yoğunlukta nasıl vakit bulabilirdim ki?  Bir yandan günün 16 saatini bulan eğitim, bir yandan Margaret’in beni ne kadar özleyeceği düşüncesi, çok uzun kalmamam gerektiği telkinleri… Bir erkek işi ile aşkını birbirinden ayırabilmelidir dostlarım. Fena bir cümle değil gibi ancak aya atacağım ilk adım için uygun olmayabilir, yani olsa olur da olmasa daha iyi. Armstrong’unki daha iyi derler sonra. Cümlelerle aramın iyi olmamasına bir kez daha lanet ettim. Kendimi toparlamalıyım. Sarhoş değilim elbette ancak Houston durumu yanlış anlayabilir. Cümleye gelince, onu da doğaçlama bulurum artık. Bir kadeh daha içebilsem her şey yoluna girecekti oysa. Lanet olsun Mark, bir şişe koyacağına koymasan daha iyi!. Bir kadeh daha içebilseydim, öyle bir adım atardım ki Mark ile Armstrong aya nasıl adım atılırmış görürlerdi. Aya adım atan herkes bilir oysa, bu saatte açık bir bar bulmak mümkün değildir. Kapı açılıyor! Lanet! Kapının otomatik açılacağını kimse söylemedi bana. Hazır değilim, insan bir sorar! Kapıya kadar yalpalamadan gitmeliyim, yoksa Mark’ın dilinden düşmem.

Önce sağ adım, sonra sol, sonra tekrar sağ-sol. Kapının bu kadar yakında olması mı gerekiyordu?! Bu merdiven bu kadar dik olmak zorunda mıydı? Gündüz vakti aya insek ölürdük sanki! Bu karanlıkta ya ters adım atarsam? Sağ önce, sonra sol… Piyano ağırlaştı, saksafon son notalarını üflüyor. Son adım ve son cümle: “Kaskımın içine kusmam iyi olmadı.”

Reklamlar

De ki işte:

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s