Hayat Ne Garip, Vapurlar Filan… – Melanous

Güneşli bir günde her zaman gittiğim yoldan sahile doğru yürürken, hemen yanından geçtiğim spor salonundaki koşu bandıda aynaya ciddi bir yüz ifadesiyle bakarak koşan insanları gördükçe elimde olmadan gülümsüyorum. Daha sonra yürümek için eve o koşu bantlarından alan arkadaşımın, koşu bandı bozulduktan sonraki “Nerde koşacağım ben şimdi?” isyanı geliyor aklıma.  Spor salonuna taksiyle gidip oradaki koşu bandında koşan bir başka arkadaşım hatırlatıyor kendini daha sonra.

Yolda yürüdükçe yaşadığım mahalledeki insanları daha bir sevmeye başlıyorum. Köşelerde kedilere aldıkları hazır yemleri veren teyzeleri gülümseyerek selamlıyorum. İlerdeki boş araziye konmuş kedi barınaklarının yanından geçerken kedilerle oynayan çocuğa gülümsüyorum.

Bir süre yürüdükten sonra güneş bulutların arasından kendini gösteriyor. Aksi gibi çıkarken kalın giyinmişim. Yolun en sevmediğim yerindeyim. Hiç bitmeyen metro inşaatının tozunun toprağının egzoz kokusuna karıştığı genişçe birkaç yoldan karşıya geçmem gerekiyor. İnsanlar bir yerlere gidiyor. Yapmaları gereken şeyler var sanırım. Geniş asfalt yolları arkamda bırakıyorum. Üçkuyular iskelesine arkamı dönüp sahil boyunca yürüyorum bir süre. Bilmediğim bir adam balık tutuyor, suratı asık. Öteki sık sık elindeki elektronik alete bakarak ve temposunu koruyarak koşuyor. Denizin kokusunu içime çekmek üzere derince bir nefes alıyorum, lağım kokusu ağır basmış, yüzüm ekşiyor. Martılar için için gülüyorlar bana. Düşünecek herhangi birşey bulamıyorum martılardan başka. Bir martıyı gözüme kestirip takip ediyorum. Hareketlerine anlam yüklemeye çalışıyorum. Bir vapur yaklaşıyor iskeleye. Attilla İlhan vapuru olsa gerek. İçindeki ahşap sıralarda sevgililer öpüşüyor, görüyorum. Sigaramı martılara karşı yakıyorum, rüzgar esiyor; üşüyorum. Vapurdan insanlar iniyor. Sigaramı söndürür söndürmez ayaklarımı denize sarkıtıp martıların yanına gidiyorum. İzmariti denize attığımdan olsa gerek, bana pek cana yakın davranmıyorlar. Elimle balık tutmaya çalışıyorum, tutup martılara vereceğim ve onlar da beni sevecek. Bu kadar kolay olacak sevmek.

Ben martılara vermek üzere balık tutmaya çalışırken vapur iskeleden ayrılıyor. Henüz iskeleden ayrılmış vapurdan simit atıyor sevgililer. Martılar vapura doğru uçuyor. Kulaçlarım hızlanıyor peşlerisıra. Tam da balığı tutuyordum oysa. Martıların yüzü gülüyor simiti havada kaparken. Sevgililer martının her simiti kapışında şaşırıp gülmeyi başarıyorlar. Dur! diye bağırıyorum vapura. Elbiselerim daha da ağırlaşıyor, kollarım bitkinleşiyor. Martılar mutlu hallerinden. Kulaç atmaktan vazgeçiyorum.

Deniz hüznümü koynunda eritiyor. Beni yalnız bırakmıyor; sarıyor, sarmalıyor. Bense bir taraftan vapurla giden martılara bakıyorum, öteki taraftan huzur doluyorum.

Son bir çaba vapura bakıyorum: Gitme!

Reklamlar

De ki işte:

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s