Can Sıkıntısı Kötü Birşey Azizim | Melanous

Yakın zamanda başlayacak olan sınavların omuzlarını ağırlaştırdığı, son dönemlerde hayatında olan, kendi deyimiyle “üzücü” olaylar birbirleri üstüne eklenir, kafasındaki 40 tilkiyi bir kürkçü dükkanına sokmaya çalışırken; en yakınımdaki insan yaşam enerjisiyle, hayata bağlılığıyla,  iç disiplinini korumaktaki azmiyle, aklının en bulutlu anlarında dahi düşüncelerinin arasından sızan ve yüzünü aydınlatan gülümsemesi ile bana yaşam enerjisi vermekten geri kalmıyordu.

(Kendisi iyi ki var; esmer güzeli Necla’nın baktıkça “bayıldım” dediği gökyüzü eksilmesin gözlerinden.)

Yaşadığı zorluklara rağmen yaşamak ve sevmek için gösterdiği çabanın eksilmeyişi takdire şayan bir özelliktir sevgili okur. “Ne zorluk yaşamıştır?” diye soracak olursan söylemem. Zira her zorluk yaşayan insana buhran.

O kadar imrendiğim azme sahip dostumu bir kenara bırakıp kendimden bahsetmeyişimin sebebini merak edecek olursan sevgili okur; insanın kendi hakkında konuşması ne kadar kolaysa, yazması da o kadar zordur derim. Zira yazmak konuşmanın aksine samimi olmayı zorunlu kılar. Eğer bir yazı yazıyorsanız, buna ihtiyaç hissettiğiniz için, yahut sadece yazmak için çıkar beklenti gütmeden yazıyorsanız yalanlarınızda dahi içten samimiyetinizi sunmanız gerekir okura. Şu anda “Sen kim oluyorsun da bana ahkam kesiyorsun?” diyerek bendenize sitemlenen okura saygı duyarım. Zira bana karşı bu sert tutumu sergilemesinin ardında herhangi bir art niyet olmadığını, eleştirel düşünüyor olmasının ve başkalarının beylik cümlelerini ha deyip kabul etmediğini bilirim. Tabii bu cümlemin ardından “sen de az değilsin yazar, okuyucuya nasıl yaltaklanılacağını biliyorsun” diye düşünen insanları kaale almam. Zira kaale almak işime gelmeyecektir. Ne diye işime gelmeyen şeyleri kaale alayım ki? Kaale alacak onca şey varken ne gerek var. Okuyucu ile tartışmaya kapıldım, anlatmak istediğim konudan uzaklaştım, bu yazıyı sessiz sakin okuyan okuyucuya bir özür borçluyum galiba.

Kendi hakkında yazmanın zorluklarından bahsedecektim. Tabii bundan bahsetmeden önce bir insanın neden kendi hakkında yazılar yazmak isteyeceğini düşünüp bulmamız gerekir. (Bu konuda tavsiyesi olan okulardan geridönüş almaktan mutluluk duyacağım, ne de olsa iletişim çağındayız.) Bir rus romanına konu olamayacak kadar derin düşünce yapısından yahut varoluşsal çıkmazlardan yoksun olan bendenizin bu konudaki düşünceleri şöyledir: Yazar ayıbını, çaresizliğini, kötülüğünü, insan olmaktan ne denli uzak acınası bir varlık olduğunu paylaşmak ister. Bu konuda daha fazla derine inecek değilim; zira yitirmemem gereken bir özsaygım var. Bu özsaygı sayesinde bir işte tutunabilir, sosyal çevremde kabul edilebilen bir insan haline gelebilirim. “İş bulmak yahut sosyal çevrelerde kabul edilebilmek için bu kadarı yeterli midir?” diye kendi kendime sormaktan geri kalamıyorum. Bazı soruların kaderinde cevapsız kalmak yazılmıştır -ki bu sorulara çok acırım; eşlerini bulamayışları ve evrenin neresine giderlerse gitsinler bulamayacak oluşları zavallıdır.- Bazı sorular ise henüz sorulmadan cevapları hazırdır. Doğmamış çocuğun kaderi çoktan belli olmuş, yaşayacakları çok öncesinden yazılmış gibidir; yaşarken bir şekilde onlar hiç çaba göstermemelerine rağmen karşılarına çıkıverirler. Az önce sorduğum yeterlilikle ilgili olan soru da ikinci cins sorulardan. Cevabının doğuşu ise SSCB isimli ketçap üreticisinin tarihe gömülmesi sırasında olmuştur. SSCB isimli ketçap üreticimiz başarısız olmuştur; bunu gören diğer ketçap firmaları ise başarının ne denli önemli birşey olduğunu anlamış, ve geçtiğimiz onyıllar içerisinde en tepeden en ayaktakımına kadar bu “başarılı olmak” kaygısını yerleştirmişlerdir. Ben de bu başarılı olma kaygısına gecenin bir vakti “başarı 2.0” ya ilk önce sahip olmak isteyen diğer insanlar gibi alışveriş merkezinin kapısının önünde sabahlayarak sahip oldum. Başarılı olma kaygısı öylesine benliğime yerleşti ki, özsaygım buna bağlı olur hale geldi. Yeni ketçap markaları bu prensiplerinden öylesine karlı çıktılar ki, başarılı olanlar sayesinde dünyaya hükmetmeye, onu renkten renge boyamaya başladılar. Başarısız olanlar ise ya bir kenara itildi, ya da bazı iyi niyetli insanlar tarafından acınarak verilen birkaç tas yemekle doydular ya da belki birkaç ikinci el çokakıllısüpertasarımlı teknolojik alet satın alarak başarılı insanlar gibi gözükmeye çalıştılar. 20küsürüncü yüzyılda yaşayan yarımakıllı bir birey olarak bunların hepsini bilmem/anlamam mümkün değil tabii ki.

Şu noktada okur şu veya benzeri bir şekilde tepki gösterebilir : “Bu yazar kendinden bahsedecekti, nerden çıktıysa ketçap firmalarından bahsetmeye başlayarak vaktimi harcadı”

Bu noktada okuyuca sonuna kadar hak vermemem işten bile değil. Zira her yazar -yahut yazar bozuntusu- bilir ki okuyucu her konuda olmasa da çoğu konuda haklıdır. Ve tepki gösteren okur; haklılığını kabul etmekle beraber, daha önce bahsettiğim yazarda olması gereken samimiyete sahip olmadığım için kendim hakkında yazmaya cesaret edemedim. Bu konuda bana hak vermesen dahi beni anlamanı umut ediyorum.

Sevgiler, saygılar.

Reklamlar

“Can Sıkıntısı Kötü Birşey Azizim | Melanous” için 3 yorum

  1. nasıl yazamazsın be ve ya, hadi buraya teslayı çizmeyeyim, buraya koyduklarını okumadan mı koyuyorsun, şu noktada samimisin, posttayız ya, kendinden başka bi şey hakkında yazmak anlamsız kaçıyor, beğeniyi toplamak isteyen şey çağın “sen”isin, “ben”iyim,,,
    beni buna kışkırtan bir rekabet geçmişim var, erkek rekabeti kanımda kaynadı, psikiyatride yatarken resim çizdirmişlerdi, orada bile (zekiyim ya) bir sanat eseri çizerim artık diye bir beklentim vardı,,, açık bir beyin hasarı da yaşadığım için zükümdürük bi şey ortaya çıktı, en çok da onu sevdiler,,, akıl oyunlarıydı, şimdi olsa gerçekten bi şey yaparım, nasıl desem, senin de burada tatmadığın şarap kalmamış, şaraptan bahsetsene, yazaak şey sonsuz, iki sonsuzluk var biliyorsun, bir; birle sıfır arasındaki sonsuz, bir de onları kapsayan sonsuz, ikisini göreildiğimiz için o kadarına kafamız basıyor, sonsuzluk zincirlemesi en makul görüneni de, evrim gibi davransan yeter, ihtiyacı olan bi şey yakaladı mı kullanıyor, amaçsız, kartal şöyle kanatlarımın yanında ekstra milimetrik detaylı uçuş sağlayacak iki aparat daha olsun demiyor, fareyi görüyor da, jüpiterin yüzeyini göremiyor, anlasana, ondan bile şanslısın,,,
    al eline bir teleskop,,,
    uf,,,
    fü,,,
    (.(.(
    bu imzam; ka’nın mors alfabesiye yazılmış şekli, başka ir şeyle çakıştığını anladım geçenlerde,,, padişah tuğrasıyla .):)
    ou ye : )))

    Beğen

  2. süveyda diye bir arkadaşım vardı, bir yıldır yok ortalıkta, can yücel bi kemik iki kere aynı yerden kırılmaz demişti ya, ikinci kez aldatıldı, üstelik evliydi de ve yılları saymaya başladı benim gibi, benim bloga terslendiğim bir anda bir paragraflık bir yazı yazmıştı, ilgisizliği için özür dileyen, sonra yorumlarda onu aradım, 20 yazıya yorum atmış, ve şöyle;
    bu çok güzel,
    bu da çok güzel,
    yaşanıyor mu,
    sinem salı burada tanıdım teşekkür ederim
    bu da çok güzel
    vs
    vb
    ama
    o kısa
    kelimeler işte
    içi o çok tatlı olan süveydaydı,,,
    paylaşmak istedim,,,

    bir ara msnden de görüşelim mümkünse,,,
    ortaklaşacağımız şeyler olur belki,
    aklımda bi şeyler var, biraz insan da toparlamaya çalışıyorum,
    nasıl desem, baş olmayı kıç olmayı sevmem, ama post çok parçalanmış be arkadaşım, bundan da sadece nihilist bile olamayan bir nihilizm çıkıyor, haksız mıyım : ))

    kerdenoff@hotmail.com
    (ismim köksal)

    Beğen

De ki işte:

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s