Dostoyevski Hakkında #Melanous

14 yaşında Dostoyevski okudum, o gün bu gündür huzum yok” demişti çok sevdiğim bir şair. Ben o şair kadar erken tanışamadım Dostoyevski ile. Kendisini hala duyduğu kadarıyla bilen, henüz kitaplarını okumamış insanlara şiddetle tavsiye ederim. Zira Dostoyevski daha önceki bir yazımda değindiğim gibi; insanı, bizi anlatıyor. Tüm ikilemlerimiz, düşüncelerimiz, hislerimiz Dostoyevski’nin kitaplarında gömülü. Onun kitaplarını okumaya başladıktan sonra kendi davranışlarımı daha kolay tahlil edebildiğimi, insanı daha iyi anladığımı düşünüyorum. Romanlarındaki karakterlerinde bana(bize) ait birşeyler var.

Kitapların insanlar tarafından bu denli sevilmesi ve okunmasının sebebinin, onların yeni bilgiler içermesinden, yeni şeyler öğretmesinden ziyade; var olanı, aklımızda olanı, aklımızda olup da henüz somutlaştıramadıklarımızı, bizim olanı bize sunması olduğunu düşünüyorum. Bu bağlamda düşünecek olursak Dostoyevski’nin neden bu kadar övüldüğü, değerli addedildiği daha anlaşılır oluyor.

“Kalın” kitaplarını görüp de çekinenler için en iyi başlangıç noktasının -nacizane fikrimce-  Yeraltından Notlar olduğunu düşünüyorum. Normalde blogda kitaplarla ilgili yazılar paylaşırken, okuduğum kitaptaki etkilendiğim -altını çizdiğim- yerleri paylaşmaya özen gösteriyorum, fakat bu kitabı okurken pasajların altını çizme gereği duymadım, kitap bir bütün olarak harika. Kitapta yazılı bazı pasajları, sözlüklerden gördüğüm kadarıyla, -sizlere bir fikir oluşturması açısından- bu yazıda paylaşacağım.

“bu notlar da, bunların yazarı da besbelli hayal ürünüdür. bununla birlikte, toplumumuzun durumunu, bu notların yazarı gibi gibi kişilerin aramızda bulunmasının yalnızca mümkün değil aynı zamanda zorunlu olduğunu kabul ederiz. benim bütün isteğim, pek yakın zaman öncesinin tiplerinden birini herkesin gözleri önüne daha açık olarak sermektir. bu tip, henüz tükenmemiş kuşağın bir temsilcisidir. “yeralti” adını verdiğimiz bölümde bu kişi kendisini, düşüncelerini açıklamakta; sanki bununla, toplumumuzda niçin bulunduğunu, bulunmasının neden kaçınılmaz olduğunu söylemek istemektedir. ikinci bölümde ise bu kişinin yaşamındaki birkaç olayı anlatan gerçek anılardır.”

“Ben hasta bir adamım… Gösterişsiz, içi hınçla dolu bir adamım ben. Sanıyorum, karaciğerimden hastayım.”

“aklı başında bir adamın bahsetmekten en çok hoşlanacağı şey nedir bilir misiniz? o şey kişinin kendisidir. bu yüzden ben de kendimden bahsedeceğim.”

“bir yerinde “baylar, yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık. normal bir insanın anlayış gücü çok olmamalıdır. 19. yüzyıl aydınının payına düşen anlayışın yarısı, dörtte biri, hatta daha azı günlük yaşantımız için yeter de artar bile”

“…bakın, yağmur yağarken ben böyle bir saray yerine eğer bir tavuk kümesi görsem, ıslanmamak için belki de bu kümese girerdim. ama kümes beni yağmurdan korudu diye de ona şükran borcumu ödemek için onu saray gibi göremem doğrusu.
siz tabii şimdi gülerek böyle bir durumda kümesle sarayın arasında bir fark olmadığını söyleyeceksiniz.
-evet, yaşamda tek amacımız ıslanmamak olsaydı, dediğiniz doğru olurdu.
diye yanıt veriyorum size…”

“aslında biz ölü doğmuş kişileriz. aslında çoktandır canlı olmayan babalardan çoğalıyoruz…”

“ben içtenlikli bir insanı, doğa ananın sevecenlikle, dikkatle, özenerek yarattığı, gerçek normal insan olarak görürüm.”

“ben tek başınayım, onlarsa hep birlikteler”

“… iki kere iki dört çekilmez bir şey. iki kere iki dört, bana sorarsanız, bir küstahlıktır. iki kere iki dört ellerini böğrüne dayayarak yolumuzu kesen, sağa sola tükürük atan bir külhanbeyinin ta kendisidir. iki kere iki dördün yetkinliğine inanırım, ama en çok övülmeye değer bi şey varsa, o da iki kere ikinin beş etmesidir.”

“her şeyi anlayan bir adam kendine nasıl saygı duyar?”

“tanrım! gittikçe daha çok anlıyor ve anladıkça daha çok acı çekiyorum!”

Reklamlar

“Dostoyevski Hakkında #Melanous” için 2 yorum

    1. Ekledim.

      “Ben hasta bir adamım… Gösterişsiz, içi hınçla dolu bir adamım ben. Sanıyorum, karaciğerimden hastayım.”

      Üçüncü cümlede Dostoyevski’nin espiri anlayışı ortaya çıkıyor bana kalırsa*swh*

      Beğen

De ki işte:

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s