Güzbahar – Melanous

Okumam gereken tüm kitapları okuyacağım, listemdeki filmlerin hepsini izleyeceğim, keşfedilecek o kadar çok müzik türü ve grubu var ki! İşimi aksatmayacağım, günü gününe tüm sorumluluklarımı yerine getireceğim,  tüm bu hızına rağmen hayatın, ona sıkı sıkı tutunacağım. Önce tüm işleri sıraya koymalı. İlk önce aylardır kapağını açmadığım kitabımı bitirerek başlamalıyım. Yarın sabah Gökçen’in önerdiği grupları dinlerim,  akşamına ispanyol yönetmenin yeni filmini izlerim. Yeni filmi küçük burjuvanın küçük hayatına dairmiş.- Küçük burjuva da neyse artık.-

Hayat bazılarına istediklerini sunar, bazıları ise kendi kazanmak zorundadır her isteğini. Kimisi babasının zenginliğinde rahat bir hayat sürer, 18. yaş dönümünde o çok istediği arabasına sahip olur, kimisi yoksul sofralardan tok kalkmayı öğrenmiştir henüz ana ocağındayken; kimisinin hoşlandığı kızı tavlamak için çaba harcamasına bile gerek yoktur, diğeri kırk takla atar ben burdayım diyebilmek için-belki de onu bile atamaz garibim-.

Hayata tutunmaktır aslolan. Tırmanırken aşağıya bakmamak yegane motivasyonudur bazılarının. Hep yukarı bakar bu gruptakiler, ve bundan mutlu olur, umutlanırlar. Siz yokken de gökyüzü ordaydı demez kimse. Tek dayanağı hayalleri olan insanlardır çünkü bunlar. Aşağıya bakmazlar, ne kadar alçakta olduklarını farketmekten korkarlar. Sizi kendi düşüncelerimle meşgul ediyorum, beni affedin sayın okur. Hayatınızın o çok önemli anlarını benim faydasız düşüncelerime ayırdınız, müteşekkirim. Size teşekkürlerimden fazlasını sunamam. Eğer bu yazıyı sonuna kadar okuyacaksanız bunun farkında olmalısınız.

Mutlu olmak için mutlu olabileceğinize inanmalısınız diyenlerin mutluluk hakkında nasıl olup da ahkam kestiklerini anlayamıyorum. Benim düşüncelerimde ancak ben ahkam kesebilirim. Buranın tiranı benim, tiradımı kendim yazarım. Kimi zaman başka suflörlerden yardım aldığım söylentilerine bazı gazetelerin magazin eklerinde rastlıyor olsam da,  kanal Z’ye verdiğim son röportajda bunları kesin bir dille yalanladım. Bu tür söylentileri üretenlere içişleribakanlığıgereksizişlerdairesimüstahdemi sayın Olric bey gerekli sözleri söylemiştir. Olric’in birçok şeyi karıştırdığı doğru olsa da, olmazsa olmazlığı TurgutcuğumÖzben tarafından bile kabul edilmiştir. Bana haksılık ediyorsunuz efendim. Hadi ordan, burada konuşamazsın, burası 1312312 sayfalık çoksüpermuhteşemtamdabenianlatıyo kitabı değil, haddini bil. Peki efendim.

Siz çocuğa bakmayın ne dediğini bilmez o. Bir mühendisin çocuğudur, mühendis çocuğu afacan olacak değil ya, pek de akıllı uslu maşallah.

Neyse efendim ne diyorduk? Mutluluk. Mutluluk eski anılarda ve hiç gerçekleşmeyecek hayallerde sıkışıp kalmış bir kavramdır düşüncelerime kalırsa. Gerçekleşmeyecek hayallerin gerçekleşmeyeceğini varsayarsak: -ya ne yapacaktık?- mutluluk en güzelinden bir anıdır. Sırtınızda anılarınızı sakladığınız bir çuvalın içindedir mutluluk. Saçmalıyor olabilirim sayın okur kusuruma bakmayın ancak size bu yazıda hiçbirşey vaadetmedim -teşekkürlerimden başka-. O çuvalı doldururuz yaşlandıkça yaşadıkça. Doldukça ağırlaşır, yorgunluk çöker üzerimize. Yolda yürürken bulduğumuz güzel mutlulukları koyduğumuz gibi, ne olduğunu bilmediğimiz şeyleri de koyarız çuvalımıza. Hayal kırıklığı, vicdan azabı, pişmanlık da çıkabilir bunlardan. Bunlar hem haddinden fazla ağırlardır, hem de köşeli olduklarından mütevellit sırtımıza batarlar. Neden çuvalı atıp tüm bu ağırlıklardan kurtulmuyoruz dediğinizi duyar gibiyim. (Dememiş olsanız dahi böyle diyen bir okurun olduğunu hayal ediyorum, lafım ona.) Çünkü o çuval sahip olduğumuz yegane şeydir elbiselerimiz ve cüzdanımız dışında. Yol ilerledikçe durup dinlendiğimizde, altınlarını kuytu köşede sayan tüccarlar gibi çuvalımızdakilere göz gezdiririz. Köşeliler hep batar zaten, onların arasından güzel anılar buluruz. Bir sigara yakarız gün batımına karşı. Bir iç çekeriz yazın sonlarının habercisi ılık rüzgar eşliğinde dünyanın en tenha yol kenarında. An gelir, paldır küldür yıkılır anılar. Attila İlhan yoldan geçerken şapkasını düşürür, kaldırıp vermeyi akıl edemezsin. O eski heyecan ölür.

An gelir, yeni bir anı yüklenir omuzlarımıza. Sırtımızda anlaşılmaz bir heybet…

An gelir, mutsuzluk yegane seçeğimiz olur.

An gelir, Attila İlhan ölür.

Reklamlar

“Güzbahar – Melanous” için 2 yorum

  1. bi yorum yapıcam tc kimlik nomu vermediğim kaldı melanous lafım sana. şaka şaka.
    niye doldurdum üşenmedim şundan. çuval benzetmenden gidince, o taşıya taşıya yorulmuşken bir türlü fırlatıp atılmayan çuvalın trajedisinden daha beteri kambur. evet kambur. bazen -bi soluklanmak için belki- çuvalı sırttan indirmek ama doğrulamamak. çuval yine iyi. bırakmayı düiünüp bırakamasan da bazen sırtından indirir ayakucuna koyup dinlenirsin. ne bileyim çuvalı unutmak için içersin mesela, ama çuval ayakucunda… bu yine iyi. ama bi de kamburu çıkanlar var taşıya taşıya. çuval benzetmesiyle tüm yaşantıları benliğinden ayırırsın, evet onlar beni ben yapmıştır ama tam değil. ama kamburun çıkmışsa, o fena işte…
    (ay tam da anlatamadım mı noldu öf. bu metaforlar anafor gibiler mübarek :))

    Beğen

    1. sen buralara uğrar mıydın yahu:)
      kambur kısmına değinmeyi düşünüyordum lakin sonra (nedense:) vazgeçtim.
      “çuval benzetmesiyle tüm yaşantıları benliğinden ayırırsın, evet onlar beni ben yapmıştır ama tam değil” kesinlikle öyle.

      Beğen

De ki işte:

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s