İlhan Berk ve Şiiri Hakkında

Bu yazı şu blogdan alınmıştır.

UZUN UZUN ÖPÜŞMELER SARILMALAR DİYE BİLİRDİK DÜNYAYI

1.Gel otur bacaklarını aç çok güzelsin çünkü bir şeftali gibi kokuyorsun
2.Soframızda atlar kocaman kuşlar yangın merdivenleri zebralar…
3.Gerimizde uslu tarih uslu coğrafya adlarını bilmediğimiz ağaçlar
4.Sen topla ve dağıt saçlarını ve kapama kasıklarını ıslak tut
5.O gün dünyanın ikici günündeydik bir sürü yağmur yağdırıp bıraktık
6.Uzun uzun öpüşmeler sarılmalar diye bilirdik dünyayı.

İlhan Berk

Toplumun içinden çıkmayan hiçbir edebi tür, akım; hareket, moda tutunamaz ve zamanla yok olur. Ve hiçbir edebiyat türü yoktur ki siyasetten, toplumsal yaşamdan etkilenmesin. Tanzimat Fermanı’nın ilan edilmesiyle başlayan batılılaşma hareketleri kuşkusuz şiire de yansıdı. Klasik edebiyatın mazmunlarından sıkılan şairler yeni bir şiirin peşinden koşmaya başladılar ve bu şiiri oluştururken de önce dil üzerinde oynamalar yaptılar. Şinasi ile başlayan (ki aslında bu yenileşme çabası Akif Paşa’nın Adem Kaside’sine kadar uzanır) şiirdeki değişim Abdulhak Hamid ile iyice bireyselleşmiş, Recaizade Mahmut Ekrem’in “her şey şiire mevzu olabilir” tanımıyla ilerleme göstermiş; Tevfik Fikret ile kocaman bir mesafe kat edilmiş ve “iç sıkıntı” şiirin merkezine yerleşmiştir. Ahmet Haşim ile ise sembolizm kendini iyiden iyiye şiirimizde göstermeye başlamıştır.

İkinci Yeni Hareketi’ne kadar şiirde kendini gösteren hareketler ve modalar yavaş yavaş şairleri sıkmaya başlamıştır. Çok partili döneme geçiş sürecindeki başarısızlıklar; ülkenin içinde bulunduğu durum ve dünya savaşları şairleri içine kapanmaya zorlamıştır diyebiliriz. Darbeler gölgesinde şiir yazmaya çalışan şairler ya Toplumcu Gerçekçi Hareketi’yle koro halinde şiir söylemişlerdir ya da İkinci Yeni şairlerinin yaptığı gibi bu koronun dışında bir ses olmak istemişler ve kapalı bir anlatım seçerek anlamı kapı arkasında bekletmişlerdir.
Aslında II. Abdülhamit’in baskıcı rejiminden içine kapanan genç şairlerin oluşturduğu Servet-i Fünun topluluğundan hiçbir farkı yoktur İkinci Yeni Hareketi’nin.(Atilla İlhan’a göre İkici Yeni şiiri Menderes Diktası’nın şiiridir) Aralarında elli yıl vardır sadece ve bu elli yılda dil iyice sadeleşmiştir kuşkusuz.

İkinci Yeni Hareketi kendiliğinden ortaya çıkmış bir harekettir. Şairleri birbirini tanımazlar,(yalnızca Cemal Süreya ve Sezai Karakoç’un üniversiteden tanışıklıkları vardır) yazdıkları şiirin adını bilmezler; ama ortak bir şey vardır ki o da: ülkenin siyası durumu ve sosyal yapısıdır. Yani bu durumda İkinci Yeni Hareketi için bir “nesil hareketidir” diyebiliriz. Bu nesil sosyolojik bir nesildir.

Hiçbir İkinci Yeni şairi yazdıkları şiirin adını bilmemektedir. Tek bildikleri şey şiirlerinde anlam olmadığıdır ki zaten bu anlamsızlık bilinçli bir tercihtir.
Muzaffer Erdost bir gün gazetede(Son Havadis Gazetesi Pazar Postası eki 19 Ağustos 1956) gençlerin yazdığı bu yeni şiire bir isim koyar; bu şiirin adı “İkinci Yeni”dir.(Orhan Veli ve arkadaşlarının Garip Hareketi de Birinci Yeni’dir)
İlhan Berk, Ece Ayhan, Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Edip Cansever… İkinci Yeni ismi verilen bu yeni hareketin adı altında birleştirilmişlerdir bir anda. Ancak İkinci Yeni şiirinin en büyük savunucusu İlhan Berk olmuştur. Tek poetika yazan şair İlhan Berk olmuştur. İkinci Yeni’nin en önemli ustalarından biri sayılan muhalif şair Ece Ayhan ise şiirine İkinci Yeni demek yerine “sivil şiir” demeyi tercih etmiştir.

İlhan Berk; hem şiirleri, hem yaşantısı ile gerçekten de şiirimizin en ucunda durmaktadır. Anlamı tamamen şiirden atmıştır( en uçta durmasından değilmidir ki Necatigil; İlhan Berk için “şiirimizin uç beyi” demiştir.)

İlhan Berk; Erdal Öz’le yaptığı bir röportajda[1]Erdal Öz’ün sorusu üzerine şiirde anlam aramanın saçma olduğunu söylemiş; Ezra Pound’un “In a station of the metro” isimli şiirinde anlam aramanın saçmalığından bahsetmiştir[2]. İlhan Berk’e göre anlam artık yeni ozanların bir
güzellik öğesi olmaktan çıkmıştır ve bunu anlamanın en iyi yolu Dylan Thomas gibi şairlerin şiirlerini çevirmektir. Ona göre çağdaş şiir yeni çeşitli güzelliklerin üzerine kurulmaktadır artık“Bu çağın ozanlarının getirdikleri güzellikleri anlama bağlamak, çağdaş şiiri hiç ama hiç anlamamak demektir”[3]

İlhan Berk şiirinde hâkim olan belli başlı metaforlar vardır ve diyebiliriz ki bütün şiirler bu metaforlar üstüne kurulmuştur.

İlhan Berk Şiirini Oluşturan Unsurlar /Metaforlar:

1-AİLE(ANNE, BABA VE ABLA)HUZUR ARAYIŞI
2-GÖKYÜZÜ
3-SU, DENİZ
4-NİHİLİZM-TANRITANIMAZLIK, BOŞLUK
5-CİNSELLİK, ÇIPLAKLIK
6-TARİH

İlhan Berk 1918 yılında Manisa’da doğar ve çocukluğunu orada geçirir. Evin en küçük çocuğudur İlhan Berk. Saniye, Hesna ve Huriye adında üç ablası Tevfik, Hüseyin, Halil İbrahim adlarında da üç tane ağabeyi vardır.

İlhan Berk yoksul bir ailenin içindedir. Yine doğduğu yıllar bilindiği gibi kurtuluş mücadelesinin verildiği dönemlerdir; yani genel olarak bir yokluk söz konusudur.
Edebiyat araştırmacılarımız şiirleri ve şairleri açıklarken, toplumsal olayları açıklarken şairlerin psikolojilerini genelde atlamışlardır; aslında bir şaire şiir yazdıran o şairin psikolojisi değildir de nedir? Ya da bir şairin psikolojisi sadece dönemin siyasi olaylarının sonucu mu şekillenir? Elbette hayır. Psikolojiyi temellendiren en önemli etmen ailedir kuşkusuz.

İlhan Berk için annesi çok önemlidir. İlhan Berk için anne demek hayat demektir ve annesiz hayatı düşünemez. Babasını ise “çok döllü, kaba “olarak tanımlar ve babasını çok hatırlamadığını söyler. Ama İlhan Berk için aynı zamanda çocukluk demek “baba”demektir. Yani İlhan Berk’in hatırlayabildiği bir çocukluğu hiç olmamıştır.
“babam olmadı, ben baba nedir bilmiyorum demek yerine ‘çocukluğum olmadı benim’ diyorum”[4]

İlhan Berk annesini duru göllere benzetir ve sürekli annesine din ve Allah hakkında sorular sorar. Bu İlhan Berk’in her çocuk gibi Allah’ı sorguladığının bir göstergesidir.(Daha sonra tanrıtanımaz olacak İlhan Berk’in bu arayışı dikkate değerdir).

Bilindiği gibi İkinci Yeni şairlerinin genel olarak ortak özelliklerinden birisi de yoksul ailelerinin çocukları olmalarıdır. Ve yine denizi sonradan görmeleri de genel bir ortak özellikleri gibidir. İşte İlhan Berk’in denizi ilk görüşü de bizim için önemlidir[5].İlhan Berk Uzun Bir Adam isimli kitabında denizi ilk görüşünü “dünyanın kabuğunu ilk kırış” olarak nitelendirir.(İlhan Berk’in dünyanın kabuğunu bu kırışı aslında gelecek dönemlerdeki şiirlerindeki özgür ve özgün duruşun temellerinden biridir.)

İlhan Berk şiirindeki su metaforunun Freud’un psikolojik açıklamasında ve İlhan Berk’in annesine bağlılığında gördük.

Gelelim çıplaklığa; İlhan Berk’in üç tane ablası var demiştik. Ablalarından biri olan Huriye akıl hastasıdır. Evin içerisinde çıplak dolaşır. İlhan Berk anılarında Huriye Ablasını hep çıplak olarak hatırladığından bahseder. Yani İlhan Berk için çıplaklık çok sıradan bir şeydir. Çünkü alışıktır çıplaklığa.

Bilindiği gibi İlhan Berk şiirinde cinsellik önemli bir yer tutar ve bu cinselliğin cinsiyeti genellikle belirtilmez. İlhan Berk için önemli olan “güzel yüz”dür. Bu güzel yüzün kadında ya da erkekte olması çok önemli değildir. Bu iki cinsiyete de ilgisinin olduğu sonucunu çıkarır. Bu iki cinse olan ilgisinin nedenini de aslında İlhan Berk kendi anılarını yazarken söylemiştir bize; “Uzun Bir Adam” kitabında İlhan Berk; bir erkek çocuğuna küçük yaşlardayken toplu olarak saldırdıklarından bahseder. İlhan Berk bu deneyimi “ilk cinsel deneyim”i olarak görür.[6] Uzun süre mahallede esnafın yanında çıraklık yapmıştır. Bu önemsiz bir ayrıntı gibi görünse de İlhan Berk bu çıraklık yıllarında aldığı disiplinin hayatı boyunca kendisini disipline ettiğini düşündüğü için bu yıllara çok önem verir. İlhan Berk sabah erken saatlerde uyanması, bütün günü yaşaması ile bilinir ki bu konuya İlhan Berk’te Zaman başlığında değineceğim.

Onun şiire ilk ilgisi ortaokul yılarında başlar. Bir kıza âşık olur ve bu kıza şiirler yazar sürekli. O sıralarda dergileri takip eder ve Muhit Dergisi’nde Necip Fazıl’ın Kaldırımlar şiiri çıkar; İlhan Berk bu şiire hayran olur. Bol bol kitaplığa gider. Çok okur.(Düşünüş olarak taban tabana zıt olduğu bir şairin şiirini beğendiğini söyleyecek kadar şiire objektif bakan İlhan Berk’e Ece Ayhan’a; anlamsız şiir yazıyorlar diye; tanrıtanımazlar diye, cinsel tercihleri sıradan olandan farklı diye şiirlerine ön yargılı bakmak sanattan, şiirden anlamamak değildir de nedir?)

İlhan Berk Fransızca öğretmenliği okuduktan sonra çeşitli şehirlerde öğretmenlik yapmaya başlar. Ama kafasında iyi bir öğretmen olup olmadığına dair soru işaretleri vardır sürekli. Genelde de iyi bir öğretmen olmadığını düşünür.

İlhan Berk tanrıtanımazdır evet. Onun tanrıtanımazlığı kendiliğinden gelişmiştir diyebiliriz. Şairin annesi arada sırada namaz kılar; ailedeki diğer kişilerden dinle ilgisi olan da yoktur.

“Ne yapıyordum ki günah işleyeyim? Cennet, cehennem sözcükleri de çocukluğumda büyülü sözcükler olmadan öteye gitmediler. Büyüyünce de birer sözcük olarak kaldılar”[7]

İlhan Berk fakirdir ve ona göre fakirliğe din uğramaz!

İLHAN BERK’TE ZAMAN

“O yanımdan ayırmadığım gök, acımsı koşuk olmayan nesir halinde hani”

Galile Denizi “Sakarya Sokağı Baladı” s.54

Eser Gürson’a göre onun şair kişiliğini oluşturan iki ana öğe vardır;

1-Gündüz vakti
2-Düzyazımsı şiir

İlhan Berk kesinlikle bir gündüz vakti şairidir. Ahmet Haşim nasıl gece şairi ise O da gündüzün şairidir.

Şairin gece fobisi vardır. Şairin doğa tutkusu vardır ve gece bu doğayı kapatır. Bu nedenle geceyi sevmez

İlhan Berk’e göre gece; bilinçaltı tedirginliği, yabanıl seslerin gizli güçlerin, bunalım ve sıkıntıların kaynağıdır. Bu yüzden hemen kaçılmalıdır.
Gündüz, kişiye gözlem kapılarını açar. Geceden korkar şair; çünkü onun “kapalı yer” ve “yalnızlık” fobileri vardır.

Şair yılın karanlıkta kalan altı ayını yaşamadığını düşünür.

“Efendim bir yaprak nasıl dönerse rüzgârda öyle yaşadım
Yani bir altı ay ben kendimde değildim
Bir altı ay ben kendimi düşündüm dünyada
Yani bir altı ay yaşamadım”

(Günaydın yeryüzü/Vatandaş)

İlhan Berk gecenin gelişiyle sıkılmaya başlar.

“Gök gitti ve eskidi denizde uzun uzun
Eskidi su. Eskidi yüzüm. Eskidi, eskidi, eskidi”

“Kısaydı gök. Ve geriye çalışıyordu makineler
Uzakta yandı söndü feneri bir geminin”

Gecenin zaman dışılık niteliği şairi ister istemez yaşamın gerçekliği üzerine kuşkuya düşürecektir.

“Kolları sıcak nehirleri tutuşturdu bütün gece, bütün gece dünyada değilmişiz gibiydik”

Geceyle birlikte şair karanlık içinde daralma ve ev içlerinde yalnız başına kalma psikozuna girer. Ondaki bu kapalı yer ve yalnızlık psikozu daha önce de dediğimiz gibi yalnızlıktan gelir.

“Karanlık, doğudan yırtıcı kuşu çağırdım/şimdi bizim başbuğumuz çıkar. Sabah”

Güneşin tutulduğu günü bile yaşanacak güne işler;

“Ve yedik içtik bir uzun gün
Güneşin tutulduğu günün hesabına geçtik sonra”

İlhan Berk ‘in şiirindeki anlayış ; “Doğa en büyük yasacıdır”
Doğa uyumlu, özgür ve adil düzeni olan hamuru sevgisiyle yoğrulmuş bir ana kişiliktir.
Bu anlayışı bizi “Doğatanrıcılık”a götürür.

Doğatanrıcılıkta yani “kamutanrıcılıkta” tanrı evren bir ve aynı şeydir. Tanrı maddedir ve evren’in bizzat kendisidir.
Doğa yasalarına boyun eğmek ama insanda gelen kötülüklere karşı çıkmak İlhan Berk şiirinin genel özelliklerinden birisidir. Gerçek mutluluk doğadır.

İkinci Yeni şiiri sürrealist bir şiirdir ve nihilizmden beslenir. İkinci Yeni şiiri, bir kere modern bir şiirdir; cinsiyet üstü ve siyaset üstüdür.
Bütün bu tanımlamaları şiirinde barındıran tek ikinci yeni şairi de İlhan Berk’tir.
İlhan Berk’tir ki onlarca kitap yazmış, şiiri ve dili “alt-üst” etmiştir; o İlhan Berk’tir ki sıfıra uzanan bir dili vardır ve gerçek bir sanatçıdır.
Kendiyle hesaplaşan, bütün hallerini açık açık yazan; resimden şiire, şifalı bitkilerden düz yazıya birçok şeyle ilgilenen büyük bir şairdir İlhan Berk. Çoğu zaman tanrıtanımaz olduğu söylenerek kimi zaman tutarsız olduğu söylenerek bir kenara itilmeye çalışılsa da “Hoş Tilki”[8] İlhan Berk; doksan yaşında olmasına rağmen hala inadına şiir yazıyor ve İkinci Yeni Hareketi’nin bayrağını Bodrum’daki evinden sallandırıyor! Şifalı otlarını kaynatıyor… Daha çok yaşa Hoş Tilki.

[1] A Dergisi Sayı 1
[2] İlhan Berk’ e göre artık şiirdeki güzellik “görüntüye ve eğretilemeye” bağlıdır.
[3] Uzun Bir Adam, İlhan BERK, Yky yayınları, syf.107
[4] A.g.e, İlhan Berk, Yky
[5] Bizim için bir diğer önemi ise İlhan Berk’in annesine aşırı düşkünlüğünden kaynaklanmaktadır; çünkü Freud’a göre “Su annedir deniz ise ana kucağıdır”
[6] Uzun Bir Adam. İlhan Berk, Yky Yayınları, syf 30
[7] A.g.e syf 76
[8] Ece Ayhan; yakın dostu İlhan Berk’e “hoş tilki” diye seslenir, İlhan Berk’e yazdığı mektupların sonunu da genelde “hoş çakal” diye bitirirdi.

(KARAKALEM/sayı 7-Eylül 2008)

Reklamlar

De ki işte:

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s