Stanley Kubrick ile Hayatın Anlamına Dair

Eğer dünya amaçsız bir yerse, yine de yaşamaya değer olduğunu düşünüyor musunuz?

Faniliğiyle bir şekilde başa çıkmayı başarmış kişiler için, evet. Hayatın anlamsızlığı insanı kendi anlamını yaratmaya zorluyor. Çocuklar elbette, hayata lekelenmemiş bir merak duygusuyla, bir yaprağın yeşil rengi gibi basit şeylerle sonsuz derecede mutlu olabilme kapasitesiyle başlıyorlar, fakat büyüdükçe, ölüm ve bozulma bilinçlerini etkilemeye, idealizmlerini ve ölümsüzlük varsayımlarını ustalıkla aşındırmaya başlıyor. Çocuk olgunlaştıkça, tüm çevresinde ölümü ve acıyı görüyor ve insanın içindeki sonsuz iyiye karşı olan inancını kaybetmeye başlıyor. Ama eğer makul derecede güçlüyse ve şanslıysa ruhun bu alacakaranlığından çıkıp yaşamın élan’ına yeniden doğabilir. Hem hayatın anlamsızlığının farkında olmasından dolayı hem de buna rağmen yepyeni bir amaç ve onay duygusu yaratabilir. Doğduğu zaman taşıdığı saf merak duygusunu yeniden elde edemez ama daha dayanıklı ve sürdürülebilir bir şey şekillendirebilir. Evrenle ilgili en ürkütücü gerçek buranın düşmanca bir yer olduğu değil, vasat bir yer olduğudur; fakat eğer bu vasatlıkla barışık olup yaşamın, ölümün sınırları içindeki zorluklarını kabul edersek, bir ırk olarak varlığımız gerçek bir anlam ve tatmin kazanabilir. Karanlık ne kadar uçsuz bucaksız olursa olsun, kendi ışığımızı yakmalıyız.

Not: Playboy’un Eylül 1968 sayısında yayınlanan söyleşinin bir bölümüdür.

Not: bu yazı şu bağlantıdan alınmıştır.

Reklamlar

De ki işte:

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s