Durgun

“sende birşey mi var bugün, çok durgunsun?…”

durgun muyum?… hay allah, aslında o kadar da çaktırmamaya çalışmıştım…
e, ama böyle bir adamım ben ne yapalım, sıkıldı mıydı canım yüzüm asılıveriyor bir anda… ve bir düşmeyegörsün o kıvrımlar aşağı doğru, öyle zorlaşıyor, öyle imkansızlaşıyor ki gülümseyebilmek…

evet durgunum, ama anlatamam ki size, hiçbirinize…
söyleyemem ki sizlere bu kalbin son umudunun da ona sırtını dönüverdiğini bir anda…
hazırlıksız yakalandım… yine…
zaten ne zaman hazırız ki sanki?…


her başlangıçta tazelerken imkansız aşklara olan inancı, bir gün bayatlayabileceği ihtimalini hep arkalara atıyor insan…
görmeyince, olmadığını zannediyoruz çünkü…

çok sevdim onu çok, hem de çok…
hayatımın anlamı, yaşam kaynağım dedim ona;
aşksız yaşayamam ki ben… ha yaşarım, yıllar sürer geçer, bulamadığımda koymam yerine birilerini, birşeyleri; ama yaşam tatsız tuzsuz, anlamsız çöl o zaman, için aşık değilsem o anda…

ve, hani dedim ya, bu sefer başkaydı, bu sefer coşkuydu, bu sefer aşktı gelip kalbimin tam ortasına konan…
nasıl anlatabilirim ki ona bunu?…
ve nasıl inandırabilirim onu yıllardır beklediğimi, yıllardır hazırlandığımı, yıllardır hayalini kurduğumu…
ve üstelik o benim umarsızlığımdan kaçarken nasıl anlatabilirim ona “umursama”nın beni sürüklediği girdapta boğulmamak için sessiz kaldığımı, ağzımı açamadığımı… korktuğumu…
ve nasıl anlatabilirim ki ona dünya üzerinde hiç bir nefes alan canlının bir başkasını bu kadar umursayamayacağını?…
nasıl anlatabilirim ki nefes almaya çalışan bir canlı olarak,
nefesim tükenmeden önce?…

gözlerimin önünden geçerken silüeti süzüle süzüle, parmaklarımın ucundan kayıyor elleri…

bilir misiniz;
eğer o da sizin elinizi tutmuyorsa birine elinizi uzattığınızda, parmaklarınızın gücü tükeniverir bir süre sonra, hüzünle izlersiniz sessizce uzaklaşan parmakları… o dünyanın en güzel parmaklarını… avucunuzun içine alıp dakikalarca sanki biryerlerden bir hazine bulacakmışçasına sıkılmadan izlediğiniz o güzelim parmakları…
bir eliniz saçlarında dolaşırken, ve saçlarına dolanırken; diğeriyle sevginizin ifadesi olsun diye sıkıca kavradığınız o karşı konulmaz parmakları…

parmaklarımın ucundan kayıyor suçlu ellerinin masum parmakları…

insan suçlu elleriyle hoşçakal der, ne kadar dirense de masum parmakları…

bir istasyondan daha geri dönüp de, kaldığınız yerden devam etmeye başlayınca uzun yolculuğunuza,
artık hiç birşey eskisi gibi olmayacak…

çok yakın görünmüştü oysa ama,
son durak ne kadar uzak?…

hep gülümsemeye, hep gülümsetmeye alıştığınız için onları, sorgulama hakları olduğunu düşünürler hep…
oysa yapabilecekleri bir soru cümlesi kurmaktan ötesi değildir:

“sende birşey mi var bugün, çok durgunsun?…”
“yoo, biraz uykusuz kaldım da, ondan sanırım… iyiyim, sağol…”

Reklamlar

De ki işte:

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s